KORHAN ALEV
KORHAN ALEV

Yeni Jenerasyon Plaza Dili: Kurumsal Çürümenin Resmî Dili

İş dünyasında son yıllarda öyle bir dil türedi ki, artık kurumların içinde konuşulan şeyin iletişim değil, iletişim taklidi olduğu apaçık ortada. Bu yeni plaza dili, düşüncenin yerine geçen bir sis perdesi; cümleleri uzatıp anlamı incelten, sorumluluğu geleceğe iten, profesyonellik adı altında boşluk üreten bir yapay zekâsızlık göstergesi. Kurumlar konuşuyor gibi yapıyor, insanlar anlıyor gibi davranıyor, yöneticiler yönetiyor gibi görünüyor. Ama ortada tek bir gerçek var: Bu dil, iş dünyasının en sessiz ama en yıkıcı çürümesi.
Bu plaza dilinin en tehlikeli silahı, İngilizcedeki Future Continuous Tense’in — “I will be working” — Türkçeye birebir devşirilmesi. Ortaya şu yapay, zorlama, sinir bozucu cümleler çıkıyor: “Yarın size dönüş yapıyor olacağım.” “Bu konuyu haftaya netleştirmiş oluyor olacağız.” “Toplantıda bunu konuşuyor olacağız.” “Ben sizi loop’a alıyor olacağım.” “Orayı biraz refine ediyor olacağım.” “Sizi gün sonunda update ediyor olacağım.” Bu cümlelerin ortak özelliği şu: Hiçbir şey söylemiyorlar. Sadece söylemiyormuş gibi yapıyorlar. Türkçede zaten “yapacağım”, “döneceğim”, “konuşacağız” gibi net, kısa, güçlü yapılar varken, bu plaza kipi cümleyi uzatıyor, anlamı sulandırıyor, sorumluluğu geleceğe itiyor. Bu kipin gerçek işlevi çok net: sorumluluk almamak. “Yarın döneceğim” net bir söz. “Yarın dönüyor olacağım” ise kaçak güreşmek.
u dil sadece Future Continuous devşirmesiyle sınırlı değil. Bir de içi boş ama havalı görünen bir jargon çöplüğü var: “Alignment sağlayalım.” “Bir check edelim.” “Orayı biraz refine edelim.” “Touch base olalım.” “Ben orada bir ownership alayım.” “Biraz daha clarity ile ilerleyelim.” “Bu konuya bir visibility kazandıralım.” “Burada bir action item çıkartalım.” “Bu süreci streamline edelim.” “Orayı biraz consolidate edelim.” “Ben sizi loop’a alayım.” “Bu konuyu offline konuşuyor olalım.” Bu kelimelerin tek bir amacı var: içeriksizliği gizlemek. Düşünce yoksa jargon devreye girer. Jargon, düşüncenin makyajıdır. Kurumlar da bu makyajı öyle benimsemiş durumda ki, artık kimse “Bu ne demek?” diye soramıyor.
Bu dili kullananların psikolojisine baktığımızda tablo daha da netleşiyor. Netlik korkusu en belirgin refleks. Net konuşmak cesaret ister; plaza insanı bu cesaretten kaçar. Cümleyi uzatır, anlamı inceltir, sorumluluğu geleceğe iter. Yetersizlik maskesi de devrededir: jargon, yetersizliğin makyajıdır. İçerik yoksa kelime çoğalır. Bu dil aynı zamanda bir aidiyet arayışıdır; kurumsal kabile dilidir. “Bu dili konuşursam bu kültüre ait olurum” psikolojisiyle yayılır. Riskten kaçış da bu dilin yakıtıdır: “Yanlış anlaşılmayayım, hiç anlaşılmayayım daha iyi.” Profesyonellik taklidi ise işin cilasıdır; İngilizce kırması konuşmak profesyonellik sanılır. Gerçekte ise bu, profesyonellik değil; profesyonellik taklididir. Konfor alanı bağımlılığı da bu dili besler. Bu dil kullanıcıyı korur gibi görünür; gerçekte ise hem kişiyi hem kurumu çürütür. Ve elbette düşünme tembelliği: net cümle kurmak düşünce ister; jargon ise düşünmeden konuşma imkânı sunar.
Tam da bu noktada çürüme sadece zihinde değil, dilin kendisinde de görünür hale gelir. Daha “dahi” anlamına gelen de/da’yı ayıramayan, “ki”nin üç farklı kullanımını bilmeyen, temel yazım kurallarını taşıyamayan insanlar… işte tam da bu plaza diline sarılır. Çünkü Türkçeyi doğru kullanamayan, düşünceyi de doğru kuramaz. Düşünce doğru kurulmayınca, jargon bir can simidi gibi görünür. Bu yüzden plaza dili, dil bilgisini bilmeyenlerin elinde bir tür kaçış aracına dönüşür. Cümle uzadıkça hata görünmez olur; anlam kayboldukça sorumluluk da kaybolur.
Bu dilin kurumları nasıl çürüttüğünü görmek için sahne arkasına bakmak yeterli. Toplantı odasında yönetici, raporun neden geciktiğini açıklamak yerine “Bu raporu gün sonunda finalize ediyor olacağız” der. Gerçek anlamı: bugün bitmeyecek, yarın da bitmeyebilir. Ama kimse “Ne zaman bitecek?” diye soramaz; çünkü herkes aynı dili konuşur: belirsizlik. Çalışan sunum yapar: “Bu konuda biraz daha clarity kazanıp alignment sağlayarak ilerliyor olacağız.” Gerçek anlamı: ne yapacağını bilmiyor. Ama cümle uzun olduğu için kimse fark etmez. Haftalık toplantıda “Bu konuyu haftaya touch base olup netleştirmiş oluyor olacağız” denir. Gerçek anlamı: haftaya da netleşmeyecek. Ama herkes başını sallamaya devam eder. Çünkü bu dil, hesap sorulamayan bir konfor alanı yaratır. Mail kutusunda “Sizi gün içinde loop’a alıyor olacağım” cümlesi belirir. Gerçek anlamı: şu an hiçbir şey yapmıyorum. Ama İngilizce kırması olduğu için profesyonel sanılır.
Bu plaza dili, kurumlarda ciddi tahribat yaratıyor: düşünceyi öldürüyor, netliği yok ediyor, hesap verebilirliği ortadan kaldırıyor, iletişimi sisli bir alana çeviriyor, genç çalışanlarda içi boş özgüven yaratıyor, yöneticilerde içi dolu cümle kuramama alışkanlığı oluşturuyor, organizasyonel körlük üretiyor, kimsenin “Bu ne demek?” diye soramadığı bir kültür yaratıyor. Sonuç: kurumlar konuşuyor ama kurumlar düşünmüyor.
Gerçek iletişim cesaret ister; plaza dili konfor alanı yaratır. Gerçek iletişim netlik ister; plaza dili belirsizlik üretir. Gerçek iletişim sorumluluk ister; plaza dili sorumluluktan kaçar. Gerçek iletişim düşünce ister; plaza dili kelime kalabalığı yaratır. Bu yüzden çözüm basit ama cesaret ister: kelimeyi geri almak. Net konuşmak. Türkçeyi doğru kullanmak. Gereksiz jargonu bırakmak. Sorumluluk almaktan kaçmamak. Profesyonellik adı altında boş konuşmayı reddetmek.
Ve artık kaçacak yer yok.
Kelimeyi geri alacağız.
Netliği geri alacağız.
Sorumluluğu geri alacağız.
Çünkü bu plaza dili yıkılmadıkça, hiçbir kurum gerçekten büyüyemez.
Buradaki yazılar yazarların görüşleri olup TEGEP’in resmi görüşü değildir. Reklam içerikli yazılara yer verilmez. TEGEP Gizlilik Politikasına buradan, TEGEP Yazarlar Platformu Sözleşmesine buradan ulaşabilirsiniz.