Neden Öğrenmeyi Öğrenmeliyiz?

Dengeyi hatırlayıp daha fazla aradığımız ve anlamaya çalıştığımız günümüz dünyasında öğrenmeyi öğrenmek konusuna, eğitim gelişim dünyasının tüm tarafları açısından bakmaya çalışmak gerekiyor. Bu yazıda bunu denemek için hem öğrenenler olarak hepimiz, hem eğitimleri tasarlayan, sunan, kolaylaştıran olarak eğitmenler hem de kurumların öğrenme sürecini organize eden insan kaynakları, eğitim gelişim ve organizasyonel gelişim gibi departmanları açısından neden öğrenmeyi öğrenmeliyiz sorusunun cevabını beş başlık altında özetlemeye çalıştım.

1.      Öğrenme Sorumluluğunu Almak

Dünya Ekonomik Forumu iş hayatında gelecek dönem ihtiyaç duyulacak yetkinlikler konusunda dönem dönem listeler paylaşıyor. 2022 yılı için en çok ihtiyaç duyulan yetkinlikler listesini aşağıda görebilirsiniz.
Dünya Ekonomik Forumu Yetkinlikler Listesi
Tabloya bakıp özetleyecek olursak yaratıcılık, inovasyon, teknoloji, tasarım, öğrenme, analitik ve eleştirel düşünme ile karmaşık problem çözme becerileri üstlerde yer alıyor. Bu tabloya bakarken önerim bu saydığım yetkinlikleri bir bütün olarak değerlendirmek. Çünkü bu yetkinliklerin hepsi birbiriyle ilişkili ve birbirini besleyip güçlendiriyor.
Örneğin, yaratıcılık ve öğrenme zihinde aynı mekanizmalarla çalışıyor. Öğrenmeyi öğrenmek, yaratıcılığı da geliştiriyor. Ya da karmaşık problem çözebilmek için analitik düşünebilmek, olayları eleştirel düşünmenin süzgecinden geçirebilmek, yaratıcı olmak, varsayımlar yerine tasarımlar yapmak ve bütün sürecin içerisinde öğrenmek zorundayız.
Bütün bunları göz önünde bulundurarak, “neden öğrenmeyi öğrenmeliyiz?” sorusunun ilk cevabını verelim:
Listede aktif öğrenmeden kişinin öğrenme sorumluluğunu kendi üzerine almasını anlamalıyız. Bu yetkinlikler içerisinde sadece öğrenmenin sorumluluğunu başkasına devredemeyiz. İster CEO olun, ister stajyer, kimse sizin adınıza öğrenemez.
  • Bizim için birilerinden yaratıcı bir şeyler yapmasını isteyebiliriz.
  • Karmaşık bir problemin çözümünü birisi bizim adımıza bulabilir.
  • Ama kimseye, hiçbir konuda benim adıma bunu öğren diyemeyiz!
Evet, birisi bizim adımıza bir şeyleri araştırıp öğrenebilir. Diyelim ki, Word dosyasında kaynakça nasıl hazırlanır gibi bir konuyu öğrenmeliyiz. Bunu bir arkadaşımızdan öğrenmesini rica edebiliriz. Peki ya sonra? Ya her kaynakça hazırlamak gerektiğinde o arkadaşımızı bulmak zorunda kalırız ya da arkadaşımız öğrendiklerini gelir bizimle paylaşır. Böylece döner, dolaşır, öğrenme sorumluluğunu almak zorunda kalırız.
Belki işimiz biraz daha kolaylaşmış olur ama o kadar!
O halde dönüp dolaşıp öğrenmemiz gereken her şeyi kendimiz öğrenmek zorundaysak ve bu sorumluluğu devredemiyorsak, bunu en etkili ve kalıcı şekilde yapmak için öğrenmeyi öğrenme tekniklerini bilmeliyiz.
Üstelik yaşamımıza değer veren şey, yaşadıklarımız değil o yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizdir. Yaşama değer katmak için daha fazla sorumluluk almalı, her anı bir öğrenme fırsatı olarak görmeli ve yaşadıklarımızı öğrenmeye dönüştürebilmek için öğrenmeyi öğrenmeliyiz.

2.      Öğrenmeyi Kişiselleştirmek

Hepimiz farklı şekillerde ve farklı hızlarda öğreniyoruz. Kimimiz gece çalıştığımızda daha çok verim alıyoruz, kimimiz sabah erkenden, kimimiz öğlen. Ya da günün herhangi bir saati… Kimimiz görmeye, izlemeye öncelik vermek istiyor, kimimiz duymadan inanmam diyoruz. Kimimiz öğrenmek için öğrenmek istediği şeye dokunmak, onu denemek isterken kimilerimiz bununla yetinmeyip yapmak, yeniden yaratmak istiyoruz. Bazılarımız bireysel çalışmaları daha çok tercih ederken, bazılarımız en iyi grup çalışmasında, başka insanlarla birlikteyken öğreniyoruz.
Bu farklı öğrenme stilleri ve tercihleri hem yetişkinler hem de çocuklar için geçerliyken, yaptıkları her işte anlam arayan yeni kuşakları için daha da fazla geçerli. O halde günümüzde öğrenme tasarımlarının, daha fazla kişiselleştirilmesi ve kişiselleştirmeye uygun olması gerekiyor.
Ne demek öğrenmeyi kişiselleştirmek?
Öncelikle öğrenmede kişilerin ihtiyaçlarının belirleyici hale gelmesi, ardından kişinin öğrenme hızını ve süresini ayarlayabilmesi, istediği zaman, istediği mekanda, teknolojinin de desteğiyle istediği araçlarla öğrenebilmesi demek.
Bu süreçte biz eğitmenlere düşen, bir önceki başlıkta söylediğimiz gibi öğrenme sorumluluğunu devralmak zorunda olan kişilerin öğrenme sürecine yol arkadaşı olmak. Bu yol arkadaşlığında hem biz eğitmenlere hem de genel olarak tüm öğrenenlere öğrenmeyi öğrenme teknikleri çok güçlü araçlar ve yaklaşımlar sunuyor.
Hatta diyebiliriz ki, kişiselleştirilmiş bir öğrenme süreci için öğrenmeyi öğrenmek ve eğitimcinin öğrenene bu konudaki rehberliği olmazsa olmaz…
Öğrenme stratejilerini tanımak, nasıl daha etkili ve kalıcı öğrendiğini fark etmek, öğrenmenin yapısını tanımak, yanılgıları ortadan kaldırıp çok zengin öğrenme araçlarından faydalanmaya başlamak, yani öğrenmeyi öğrenmek bazı araştırmalara göre öğrenmenin etki ve kalıcılığını en az yüzde 50 oranında artırıyor.[i] Üstelik eğitmenin öğrenmeyi öğrenmede desteği bu oranı artırıyor…
Özetlersek; öğrenmeyi kişiselleştirmek, öğrenmeyi öğrenmiş kişilerle daha fazla mümkün.

3.      Hızlı Dönüşüme Ayak Uydurabilmek İçin Öğrenmeyi Öğrenmek

Çağımızı tanımlayan ve farklı kılan değişim değil, yaşadığımızın değişimin hızı. Çünkü değişim her an ve kaçınılmaz olarak hep vardı ve hep olacak. Öyle bir değişim hızı ki eskiden uzak olan geleceğin artık içinde yaşıyoruz. Dijitalleşme, robotlar, yapay zekâ, endüstri 4.0…
Yani şöyle diyebiliriz: Gelecek, geldi! Şimdi ve burada!
Yazının başında Dünya Ekonomik Forumu'nun yetkinlikler listesinden bahsetmiştik. Şimdi oradan bir veri daha paylaşayım:
Dünya Ekonomik Forumu'na göre, 2025 yılında şu andaki mevcut işlerin %52'si makineler tarafından yapılıyor olacak.
Duke üniversitesi tarafından yapılan benzer bir araştırma, Z Kuşağı’nın yüzde 65'inin şu anda var olmayan işlerde çalışacağını söylüyor.
Bunun yanına bir insan tarafından gerçekleştirilen ve tekrarlanan işlemleri tamamlayabilen yazılım parçasını ifade eden Robotik Proses Otomasyonu denilen (RPA) sistemlerini eklemeliyiz. Bu sistemler, insanların tekrarlayan işlerin yükünden kurtulmasını ve daha yaratıcı işlere yönelmesini sağlayan çok değerli bir gelişme.
Bütün bunlara bakınca, Pandemi döneminde daha sık kullandığımız V.U.C.A., yani hızlı değişimin sonucu yaşadığımız dünyanın hali; yani kırılganlık, kesinsizlik, karmaşıklık ve belirsizlik karamsarlık değil, umut veriyor.
Elbette, hızlı değişim karşısında aynı kalmamak, aynılaşmamak için çevikliğe, öğrenmeye, yenilenmeye ve yaratıcılığa hayatımızda daha fazla yer açarsak…
Yaratıcılık ve öğrenme için ihtiyacımız olan ise en temel olarak hayretle tetiklenmiş tutkulu bir merak, merak ile hareket geçmek, denemek, keşfetmek, öğrenmek, öğrenmek ve daha fazla öğrenmek…
Meslekler değişiyor demiştik. Gelecekte ihtiyaç duyulacak insan kaynakları meslekleriyle ilgili Cognizant'ın[ii] hazırladığı rapordaki şu meslek isimlerine bakalım:
  • İnsan – Makine İşbirliği Müdürü (Human-Machine Teaming Manager)
  • Algoritma Önyargısı Denetleyicisi (Algorithm Bias Auditor)
  • İK Veri Dedektifi (HR Data Detective)
Bu konunun bir yanı.
Diğer yanı, yani kişiselleşmiş meslek isimleri için baba oğul Stillman tarafından yazılan İşte Z Kuşağı[iii] kitabında geçen şu meslek isimlerine bakalım:
  • Ruhsatlanan yazılımlar hakkında bilgi veren biri kendine Roket Bilimi Eğitmeni diyebilir.
  • Bir ofis müdürü kendisini Kolay Çözümler Ustası diye tanımlayabilir.
  • Ya da CEO demek yerine İlham Şefi denilebilir.
Ve her şeyi böyle kişiselleştirmek isteyen Z Kuşağı, kitabın yazarlarının yaptığı araştırmaya göre, yüzde 73 oranında birebir eğitimi tercih ediyor. 
O halde hızlı değişen meslekler, hızlı yetkinlikler kazanmamızı zorunlu kılıyor. Üstelik her şeyi bireyselleştirmeyi tercih eden yeni kuşaklar, öğrenmek konusunda kişiselleştirmeyi daha çok tercih ediyor. O halde üniversitede aldığımız eğitimle yetinmemiz, bu eğitimle bir ömür geçirmemiz artık mümkün değil. Hayatımızın her döneminde belki bir, belki birden fazla üniversite öğrenimine denk yeni şeyler öğrenmemiz gerekiyor.
Hayatımızın her anında öğrenci ve bir ömür öğrenen olmak zorundaysak, kendi öğrenmemiz üzerine düşünmek ve öğrenmeyi öğrenmek zorundayız demektir.

4.      İyi Bir Eğitim Tasarımı İçin

Biz eğitmenler için eğitim ve öğrenme sürecinin neresinde duracağımız çok önemli. Hatta bu yüzden bazen adımızı bile koymakta zorlanıyoruz? Eğitmen miyiz yoksa öğretmen mi, fasilitatör müyüz yoksa yardımcı mı? Destekçi miyiz yol arkadaşı mıyız? Ya da belki sizin başka bir tercihiniz vardır.
Mesela benim tercihim öğrenme tasarımcısı ya da öğrenme ortamı tasarımcısından yana olsa da kendime eğitimci, eğitmen, gelişim ortağı, öğrenme için yol arkadaşı ya da başka bir şey de diyebilirim. Çünkü bunların hepsi yaptığım işin bir yanını ifade ediyor ve bütün bunların hepsi benimle ilgili…
Oysa adımız ne olursa olsun, öğrenme ortamı bir eğitmen olarak sadece bizimle ilgili değil. En fazla o öğrenme ortamında öğrenirken öğrenen ama her durumda öğrenen olarak bizimle ilgili olabilir.
Bu başlıkta cevabı baştan verebiliriz? Öğrenme merkezli eğitim tasarımları yapabilmek ve öğrenen insanın zihnine yolculuk yapabilmek için öğrenmeyi öğrenmeliyiz.
Eğiticinin eğitimi çok önemli bir konu ve maalesef çoğu zaman eğiticinin eğitimi eğitmeni merkeze alıp eğitim sürecinde eğitmenin durduğu yeri tanımlamaya, anlamlandırma ve güçlendirmeye dayalı. Oysa eğitimde merkezde olan ne eğitmen ne de öğrenen kişi yani katılımcıdır. Merkezde olması gereken öğrenen ve öğreten arasındaki ilişki yani öğrenmenin kendisidir.
Buradaki yazılar yazarların görüşleri olup TEGEP’in resmi görüşü değildir. TEGEP Gizlilik Politikasına buradan ulaşabilirsiniz.