Utku HASER
Utku HASER

İşte Anlatıcının Yolculuğu 2 !

''BEDEN TAMAM, YA SONRA ? ''
Merhaba,
Bir anlatıcılık yazısı ile tekrar karşınızdayım.
Öncelikle eğer ilk yazımı okumadıysanız onu okuyarak başlamanızı tavsiye ediyorum :)
Son zamanlarda biliyorum ki oldukça çok şey anlatmaya başladık hatta zaman zaman anlatamamaya bile başlıyoruz.
Peki anlatamamaya nasıl başlanır ?
Bir şeyi takım arkadaşınıza, yöneticinize, çocuğunuza ya da günlük hayatınızdan bir kimseye anlatamamak için ne gerekir size ?
 Hadi aklımıza gelenleri sesli sayalım, ben başlıyorum  !
-   Kaygılar, odaklanamamak,  konudan emin olamamak, karşınızdakini tanımamak, Vb. birçok sebep sayabiliriz birlikte. Eminim sizler benden daha fazla madde saydınız.
 Evet hepsi doğru ama bu anlatamama maddelerinden  önce bir olmazsa olmazımız var o da anlatı sanatının tüm kurallarını bilmekten geçiyor. 
İlk yazımda beden üzerinde durmuştum şimdi de sırada Ses var
Şimdi hayal edelim, evet evet işte böyle.
Sıcak bir yaz günü.
Sabah işe gitmek için arabanıza bindiniz ki ben İzmir’ de yaşıyordum o kadar sıcak olabiliyor ki bazen, arabanızın yanına gelir gelmez koltuklara oturmadan camdan uzanıp klimaları açtığımız günler oluyordu. ( Neyse ki evlenip İstanbul'a geldim, en azından kışın kar yağıyor :D )
Önce dikiz aynasından kendinize baktınız,  merak etmeyin gayet güzel görünüyorsunuz. Klimanın düğmesine bastınız.
İşte o ses.
Evet o rahatsız edici, dikkat bozucu o ses.
O Hava sesi.
Ya da yorucu bir günün ardından nihayet yatağınıza girip iyi bir uyku çekeceksiniz. Çocuklar da uyudu. Uykunuzu bozacak hiçbir şey yok ama tam o anda bir ses fark ettiniz.
Duvarda duran saatin çıkardığı TİK TAK sesleri.
Tıpkı Üstat Barış Manço’nun dediği gibi:
‘’Bu sesle duvarlar yankılandı’’
Tıpkı buna benziyor.
Tamam şimdi sakin olalım çünkü birazdan…
Evet bakın o ses geçti.  Aslında geçmedi yani geçti ama öyle değil.
Şöyle anlatayım, o ses aslında devam ediyor fakat hep aynı ses tonuyla geldiği için vücudunuz tıpkı sıcaklığa alıştığı gibi o sese uyum gösterip alıştı ve artık onu duymuyorsunuz.
Tamam güzel de bunların Masal Anlatmak, Sunum Anlatmak, Topluluk Karşısında Konuşmak ile ne alakası var.
Örnekleri unutmayın lütfen işte püf nokta geliyor…
Ekibinizle bir toplantı yaparken, topluluk karşısında sunum yaparken, arkadaşlarınıza bir elbiseyi anlatırken, çocuğunuza masal anlatırken ya da binlercesi.
Eğer anlatınız sırasında anlatınızı hep aynı ses tonuyla anlatırsanız tıpkı o sizi uyutmayan saat gibi,  aradan kısa bir süre sonra sizi dinleyen kişiler sizi duymamaya başlar. Kulağımıza gelen aynı frekanstaki sesler bir süre sonra alışılır, sıradanlaşır.
Peki nasıl olmalı,
Anlatınız tıpkı sıra dağlar gibi çeşitli inişler ve çıkışlarda farklı tonlamalarda olmalı. Bir kelimenin gerçek anlamını onu tonlayarak vermelisiniz. İnsanlar mutlu olduğunuzu sizi görmeden de söylediğiniz MUTLU kelimesinden anlamalılar. Bu online dünyada sevdiklerimizi görmeden de doğru tonlamalar ile MUTLU olduğumuzu, onları SEVDİĞİMİZİ hissettirmeniz oldukça önemli...
Yeni bir yolculukta görüşmek üzere...
Utku Haser
Buradaki yazılar yazarların görüşleri olup TEGEP’in resmi görüşü değildir. TEGEP Gizlilik Politikasına buradan ulaşabilirsiniz.