Betül Saf
Betül Saf

Biri Sunum Mu Dedi!

İnsanoğlunun en büyük korkularından biri topluluk karşısında kendini ifade etmesi. Bir başka deyişle sunum yapması. Sunum yapmamak için neredeyse takla atan, sırf bu yüzden kariyerinde ve işinde kendini geri planda tutan, sunum deyince kaçacak yer arayan ve en sonunda kaçamadığında da bir an evvel bitsin gitsin diye alelacele korkunç sunumlar yapanların sayısı o kadar fazla ki.
Peki niye böyle bir korku var? Gelin  birlikte düşünelim. Bu yazıda düşüncelerimizden bahsedelim:
Düşüncelerimiz bilinçsizce gelir, çoğu kez ne düşündüğümüzün farkında bile olmayız. Bazıları dile gelir, kelimeler olarak dökülür ortaya. Maalesef ki kapatma düğmesi de yoktur düşüncelerimizin. O yüzdendir insan zihninin kalabalıklığı. Bu kalabalıkta her bir parça bilinenlerle bağlantılıdır ve zihnimiz sürekli anlam arar. Tıpkı her yeni gelen düşünceyle kol kola olan bir sürü zincirler gibi çoğalır, çoğalır. Her biri milyonlarca dosyayı tarar ve ne hissedeceğimizi bulur ve bize söyler. Ve sonra bu hissin nerede saklanacağını da. O sırada bir konu hakkında karar vermiş, neye inanacağımızı anlamış ve eyleme dahi geçmiş olabiliriz. Doğal olarak sunum yapma öncesinde ve sırasında da düşüncelerimiz boş durmaz. Sunumla ilgili duyduklarımız, geçmiş deneyimlerimiz, tam olarak kendimize güvenmemek ve en önemlisi de insanların önünde ne diyeceğini bilmemek hatta rezil olmak sarıverir zihnimizi ve öylece kalakalırız.
Sonra ne olur peki? Sunum yapmakla ilgili inançlarımız,kararlarımız, ön yargılarımız, sınırlarımız ve engellerimiz her geçen gün dahada güçlenir. Bu sırada belki de her şeyi bir anda değiştirebilecek aykırı bir düşünceyi (sunum yapmak kolay olmayabilir ama bunu öğrenebilir ve süper sunumlar yapabilirim) ayrı bir yerde bekletiriz, tıpkı ceza verir gibi. Resmen dışlarız ve o her geçen gün güçlenenlerin arasına almayız! Çünkü zihin tanıdık olanı güvenli bulur. Sorumluluk almak istemez.
Yıllar öncesi, büyük bir kongre merkezi. Yüksek lisans öğrencisiyim. Son anda danışman hocam bir kongrede tezimle ilgili bir sunum yapacağımı söylediğinde şu üstteki her düşünceyi yaşadım. Soğuk soğuk terler içinde hiç hazırlanamadığım ve adeta gerçekten rezil (sunumda rezil olmak varsa) olduğum ilk ve tek sunumumdu! O zamandan bugüne 27 yıl geçmiş. Şu an sunum yapmaktan zerre kadar korkmuyorum ve üstelik müthiş bir mutluluk hissediyorum. Bilmek ve öğretmek arasındaki köprüyü kurmak müthiş bir güven veriyor insana.
Bunu başarmak çok  kolay olmadı. Nasıl mı başardım? Çok kısaca paylaşmak isterim. (Detayları başka bir yazıda yine konuşuruz.)
Öncelikle bana yabancı olanı seçtim. Aykırı olanı. Yani sunum yapmayı! Önceleri çok kolay olmadı. Ama vazgeçmedim. Sunumla ilgili hangi düşüncelere sahip olduğumu, niye yapamayacağıma inandığımı, engellerimi farkettim. Kısaca bilinçli farkındalığa sahip oldum. Pek çok insanın ilk başta yaptığı “sunumunu ezberle, çok çok pratik yap ve çık sunumunu yap”  gibi sıralı kuralları uygulamaktan ötesine geçtim. (Aramızda kalsın ama tüm bu teknik kurallar bana göre ilk başta değil sürecin sonraki  ilerleyişinde önemli ve püf noktaları var).
Kendim için sunumun anlamını ve değerini keşfedince nefesimi kullanmayı, etkin sunum yapmayı, dinleyenleri sürekli olarak sunumun içinde aktif olarak tutma becerisini geliştirdiğimi görmek korkularımı her geçen gün küçülttü, küçülttü ve en sonunda da yok etti.
Yani diyeceğim o ki; öncelikle sunum yapmanın anlamını keşfetmelisin! Kendini ve düşüncelerini fark etmelisin ki; onları yönetebilesin. Sunumunu yönetebilesin. Gerisi teknik ve detay.
Kolay gelsin!
Buradaki yazılar yazarların görüşleri olup TEGEP’in resmi görüşü değildir. TEGEP Gizlilik Politikasına buradan ulaşabilirsiniz.